FİKRİ MÜLKİ HAKLAR NASIL KORUNACAK?

Geçen hafta kriz sonrası yükselecek değerler konusunda bir tahminde bulunmuştum. Bu hafta da tahminlerime devam etmek istiyorum. Pazar günkü gazetelerde ‘Korsanlar Partisi’ ni okumuşsunuzdur. Bilginin bedava ve özgür paylaşılmasını isteyen hareketin İsveç’te parti kurma ve %21 destek alarak güçlenmelerini anlatıyordu. Bu parti; bilgi çağında bilginin ücret karşılığında paylaşılmasının anlamsız olduğunu savunuyor ve patentler ve telif haklarına karşı çıkıyor. ‘Patentler resmi olarak verilmiş tekel haklarıdır. Hiçbir ürün veya fikrin tekeli olamaz. Hiçbir bireyin bilgiye ulaşmasının önüne engel konulamaz…!’ özetlediğim bu cümleler parti programından öne çıkan cümleler ve geçen haftaki kehanetimi destekler görünüyorlar. ‘Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!’  

 

Peki nasıl olacak? Bu soruya cevap vermeden önce; mevcut sistemin mantığını anlamak gerekir.  İnsanın yaratıcı düşünce gücü,  fikir ürünlerinin kaynağıdır. Her şeyin temelinde fikirler yatar. Bir yenilik önce düşüncede belirir. İnsana ve yaşama değer katacak şekilde, bu fikirlerin ifade edilmesiyle oluşturulan fikir ürünleri bir teknolojik buluş, bir edebi eser veya sinema film veya güzel bir anımıza eşlik eden  bir müzik olarak hayatımızda yerini alır. Herkes yaratıcı düşünce sonrasında bir fikir ürünü üretemez. Üretenler ve üretmeyenler arasındaki temel fark, altyapı ve yetkinliklere yapılan önceki yatırımları veya genetik farklılıklarıdır. Fikir ürünleri sosyal, ekonomik ve kültürel yapıya katkı sağlar ve değiştirir. Fikir ürünü üretenler ile üretmeyenler ve bunları yaşamlarında kullananlar arasındaki denge ve fikir ürünü üretenlerin korunarak özendirilmesi amacıyla fikir ürünü sahibinin haklarını koruyacak uluslar arası ve ulusal sistemler ve kurumlar oluşturulmuştur. Bu sistemlerdeki amaç fikir ürünlerinin diğer kişilerin yararlanmasına izin vermek ve haksız yararlanmalarını önlemektir.

 

2000 li yılların başından itibaren başlayan açık sistemler veya açık inovasyon rüzgarı artık siyasileşiyor ve 2009’dan itibaren, fikri üreten ve yaşama katan, yaratıcı düşünce sahibi kişilerin hakları,  artık ciddi bir muhalefet ile tanışıyor. Dengeler bozuluyor ve yeni bir denge kurmak için mücadele başlıyor.

 

Bir sistemi değiştirmek için öncelikle, o sistemin altında yatan temel felsefi varsayımı değiştirmek gerekir. Mevcut sistemdeki temel varsayım; ‘Fikir ürünü üretenler ile üretmeyenler arasında dengesizlik korunmalıdır.’ Bu varsayım, kendi içinde haklıdır, çünkü fikir ürünü üretenler erişilmesi zor, zahmetli ve pahalı yatırımlar yapmışlardır. Fikir ürünü üretebilmek entelektüel ve yapısal bir birikim sonucu oluşmuştur. Bu birikim kolay ve bedava olmamıştır. Kıt kaynakların, sonsuz istekler arasında kullanımında akılcı, yapıcı, besleyici seçimler yapılmıştır. Kitleler seçimlerini hızlı tüketim yönünde kullanırken, fikir ürünü sahipleri geleceği değiştirecek, yaşamı kolaylaştıracak yeni fikirleri bulmak ve kitlelere sunmak için çalışmışlardır. Zaman zaman da sonuçsuz uğraşlara sebebiyet veren bu emeklerinin ürünlerini kitlelere sunarken hak talebinde bulunmuşlardır. Peki şimdi değişen nedir?

 

Global ekonomi; uluslar, sistemler ve kitleler arasındaki duvarları yıkmıştır. Sermaye, emek ve bilgi  daha çok kişi tarafından erişilebilir olmuştur. 1990 ların başında internetin önündeki engel içerik olarak görülürken, şimdi internet her şey için başvurulacak tek kaynak haline gelmiştir. Yenilikçi fikir üretme ve sonrasında yenilikçi fikir ürünü üretme, artık bireysel gerçekleştirilebilecek bir eylem olmaktan çıkmış ve kolektif yaratıcılığa ihtiyaç doğmuştur. Yaratım süreci çok sayıda birbirinden çok farklı kültür ve birikimdeki insanlar eliyle, çok farklı zaman dilimleri içerisinde entegre biçimde gerçekleştirildiğinde; hakların paylaşımı imkansız hale gelmiştir. Kimin ne kadar emeğinin geçtiğini tespit etmek zorlaştığı için; hak sahipleri haklarından vazgeçer olmuştur. Bilgiyi ve ürünü yaratanlar, haklarından vazgeçince bilgi ve ürün bildiğimiz biçimdeki değer kavramını yitirmiştir. Yeni değer; erişim talebi yoğunluğu, sıklılığı veya rayting oranı olmuştur. O halde serbest dolaşımda bulunan ve bildiğimiz sistemdeki parasal karşılığı olmayan fikir ürünü sahibi geçimini nasıl sağlayacaktır? Parasal değer olarak ifade edilemeyen fikir ürününü hangi değerle ifade edecektir? Haklarını mevcut sistemler ile korumaya çalışsa bile korsanları zengin etme dışında bir şeye yaramayan gayretlerinin sonucunda; önünde iki seçenek kalacaktır. İlki, yeni teknolojik veya sanatsal ürünü üretmekten vazgeçecek ve herkes gibi tüketici olacak ve tüketimi için gerekli yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama zorunluluğunu aşmaya çalışacaktır. Bir çok bilim adamı ve sanatçının küsmüş bir şekilde yaşamlarını idame ettirmeyi tercih etmeleri bunun bir sonucudur. İkincisi ve henüz daha net olarak bilmediğimiz ama insanlığın geleceği için yaratıcılığı ve üretkenliği koruyan diğer seçenektir. Bu seçenek hakkındaki öngörüm; parasal olarak değer ifade etmese bile, korsanlar partisinin talebine cevap verecek şekilde fikir ürünün engelsiz ulaşım imkanı sağlansa da, ürün sahibi hakları başka bir formülle ürün sahibine ödenecektir. Bu formül; erişim talebi yoğunluğu veya sıklığı veya rayting oranı formülüdür. Serbest dolaşımda bulunan fikir ürününe erişim talebi yoğunluğu fikir ürünün değerini ifade edecektir. Değer paylaşımı da bu yoğunluk üzerinden gerçekleşecektir. Bu değeri ölçen ve anladığımız biçimde ifade eden objektif yapılar kurulacaktır. İşte bu yapılar üzerinden kazanılan gelire fikir ürünü sahibi ortak olacaktır.

 

Henüz ne fikir sahipleri ne de serbest erişimi sağlayan platformlar ne de sistem koyucular bu öngörüme hazır değildirler. Ancak değişmeyen tek şey değişimdir, yaratılan değer tüketilir ve tüketilen şeyin bir bedeli vardır. Gelecek elbet bir gün gelecektir.

Milliyet KOBİ, Aralık 2008

 

TOP